SÖZLÜK

Aminoasitler: Aminoasitler proteinlerin yapısal birimlerini, yani bütün bitkisel ve hayvansal hücrelerin temel “yapı taşlarını” oluştururlar. Karbon, hidrojen, oksijen, azot ve bazen de kükürt atomlarından oluşan organik maddelerdir. Besinlerle alınan esansiyel (temel) aminoasitler ve vücudumuzda sentezle oluşan elzem olmayan aminoasitler olarak ikiye ayrılırlar. Bütün canlı organizmaların proteinlerinde görülen aminoasitler 20 adettir ve genetik olarak kontrol edilir. Başka deyişle, bir aminoasidin tipi ve pozisyonuyla ilgili bilgi DNA içine kodlanmıştır. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

B6 Vitamini (Piridoksin): B6 vitamini suda çözünebilen bir vitamindir ve birbiriyle ilişkili üç bileşim olan piridoksin, piridoksal ve piridoksaminden oluşur. 60’tan fazla enzimin doğru çalışması için gerekli olduğu gibi, DNA, RNA ve aminoasitlerin sentezi için de gereklidir. B6 vitamini karaciğer ve kaslar tarafından glikojen salınmasını aktive ederek enerji üretim döngüsüne müdahil olur. Bu nedenle fiziksel aktiviteler için önemli bir vitamindir. Piridoksin karbonhidratların, yağların ve proteinlerin dönüştürülmesi ve kullanımında koenzim olarak önemli bir rol üstlenir. B12 vitamini ile magnezyumun asimilasyonunda ve hidroklorik asit üretiminde gereklidir. Organizmada daha iyi görev yapması için linoleik aside de yardımcı olur. B6 vitamini bütün hücrelerin çoğalma sürecine iştirak eder, ayrıca antikor ve alyuvar üretimi için de gereklidir. B6 vitamini organizmanın sıvılarını düzenleyen, sinir ve kas sisteminin normal çalışmasına katkı veren sodyum ve potasyum dengesinin sağlanmasına da yardımcı olur. B6 vitamininin başlıca kaynakları etler ve tam tahıllardır. Kurutulmuş karaciğer ve bira mayası da bu vitamini içerirler. Kaynak: “Beslenme almanakı” – Gayla J. Kirschmann ve John D. Kirshmann

B5 Vitamini (Pantotenik Asit): Pantotenik asit, birbirilerine peptit bağıyla bağlanmış olan bir pantoik asit molekülü ile bir de beta-alanin molekülünden oluşur. Bitkisel ve hayvansal besinlerin çoğunda bulunur. Zaten Yunanca pantos, yani “hepsi” anlamına gelen sözcükten türemiş adı buna işaret etmektedir. A koenziminin oluşumunda yer alır ve yağ asitlerinin, glikozun ve bazı aminoasitlerin parçalanması görevini yerine getirir. Bu viteminin eksikliği halinde ortaya çıkan belirtiler halsizlik, bulantı, saç dökülmesi, uykusuzluk ve depresyondur. Kaynak: ”Vitaminlere: biyokimyasal, besinsel ve klinik veriler” – J.Le Grusse, B. Watier

B1 Vitamini (Tiamin, Aneurin): Tiamin veya B1 vitamini gerek hayvansal gerek bitkisel kaynaklı suda çözünür bir vitamindir. Glikozun (kan şekerinin) enerjiye dönüştürülme prosesine bir koenzim gibi hareket ederek katılır ve bazı metabolik reaksiyonlarda hayati önemi vardır. İşte örneğin spor yaparken olduğu gibi çok fazla miktarda enerjiye ihtiyaç duyulduğunda tiamin almak gereklidir. Tiamin, bunu içeren gıdalar yeterli miktarda alındığında vücudun ihtiyaçlarına cevap verir. Tiaminin fonksiyonları arasında kalbi ve sinir sistemini korumak, alyuvarların oluşumuna ve muhafaza edilmesine katkı vermek vardır. Bütün besinlerde sınırlı miktarda bulunur, sadece domuzda ve sakatatta büyük miktarlarda mevcuttur. Ekmek ve tahıllar integral yani tam tahıllı veya vitaminli olarak tüketilmelidir, çünkü tiamin buğday kabuğunda ve tohumunda, pirinç kabuğunda ve diğer bütün tahılların öğütülme sırasında beyaz renk almaları ve ince taneli olmaları için atılan kısımlarında bulunur. Bira mayası, buğday tohumu, şeker kamışı ve kepek içeren besinler almak organizmaya yeterli miktarda tiamini kazandırır ve damar cidarlarında yağların birikmesini önler. Sağlıklı bir sinir sistemiyle olan ilişkilerine ve zihinsel faaliyetlere katkısı nedeniyle “Moral vitamini” adıyla da bilinir. Tiamin bireysel algılama-öğrenme kapasitesiyle de ilişkisi olan bir vitamindir. Çocukların büyümesinde, midenin, bağırsakların ve kalbin kas tonusunun daha iyi çalışmasında önemli katkısı vardır. İştahı açmak için de çok önemlidir, çünkü hazmı kolaylaştırır, özellikle nişasta, şeker ve alkolün hazmına sindirilmesine yardımcı olur. Kaynak: “Beslenme almanakı” – Gayla J. Kirschmann ve John D. Kirshmann

Beta-alanin: Kaslarda ve bazı et türlerinde buluna karnosin adlı molekülün öncül maddesidir (prekürsörüdür) ve insan vücudu için enerji üreten prosesleri yürütür. Laktik asidin neden olduğu asiditeye tampon oluşturarak yorgunluk hissine karşı koyar. Etkileri: Antioksidan olarak etki eden, kas erimesine ve asiditeye tampon olan karnosin molekülünün öncül maddesidir. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

B5 Vitamini (Pantotenik Asit): Pantotenik asit, birbirilerine peptit bağıyla bağlanmış olan bir pantoik asit molekülü ile bir de beta-alanin molekülünden oluşur. Bitkisel ve hayvansal besinlerin çoğunda bulunur. Zaten Yunanca pantos, yani “hepsi” anlamına gelen sözcükten türemiş adı buna işaret etmektedir. A koenziminin oluşumunda yer alır ve yağ asitlerinin, glikozun ve bazı aminoasitlerin parçalanması görevini yerine getirir. Bu viteminin eksikliği halinde ortaya çıkan belirtiler halsizlik, bulantı, saç dökülmesi, uykusuzluk ve depresyondur. Kaynak: ”Vitaminlere: biyokimyasal, besinsel ve klinik veriler” – J.Le Grusse, B. Watier

C Vitamini (L-askorbik Asit): Askorbik asit olarak da bilinen C vitamini glikoza benzer suda çözünür bir bileşimdir. Çok önemli fonksiyonlarından biri mükemmel bir antioksidan olmasıdır ve bu özelliğiyle besin katkısı olarak da kullanılır. C vitamini bu fonksiyonunu kendisi okside olduktan sonra, demir ve bakır gibi maddeleri rejenere edip eski hallerine getirerek gerçekleştirir. Bu proses sırasında okside edici zararlı etken elimine edilir. C vitamini ince bağırsakta demiri okside olmaktan korur. Ayrıca alyuvarların oluşmasına da katkı verir ve kanamaları önler. Bundan başka, bakteri enfeksiyonlarıyla savaşır ve alerjiye neden olan bazı maddelerin etkisini azaltır. Bundan ötürü C vitamini genelde soğuk algınlığının önlenmesi ve tedavisinde de kullanılır. C vitamininin diğer besinsel öğelerle önemli ilişkileri mevcuttur. Hormona dönüşen fenilalanin ve tirosin gibi bazı aminoasitlerin metabolizmasına katkı sağlar. C vitamini folik asidin aktif olmayan formlarını aktif hale dönüştürür ve kalsiyum ile demir metabolizmasında önemli ol oynar. Ayrıca tiamini, riboflavini, folik asidi, pantotenik asidi, A ve E vitaminlerini oksidasyondan korur. Beyin ile omuriliği ise serbest radikallerin imha eyleminden korur. C vitamini üzerinde bunun tümörden koruyucu etkilerine dair yapılan çalışmalar halen devam etmekte olup, bu vitaminin nüfusun çoğunda görülen bazı tümörler üzerindeki yararlı etkileri ise kanıtlanmış durumdadır. C vitamininin büyük bir konsantrasyonu stres anında epinefrin ve norepinefrin salgılayan böbrek üstü bezlerinde bulunur. Kaynak: “Beslenme almanakı” di Gayla J. Kirschmann ve John D. Kirshmann

Çinko: Çinko insanların ve üst sınıf hayvanların yaşamında temel bir elementtir. Öncelikli olarak çizgili kaslarda, kemiklerde ve ciltte bulunur. Çinko eksikliği vücudun gelişmesine, kilo almaya olumsuz etki eder, davranış, algılama gibi zihinsel aktivitelerde bozulmalara yol açar. Nöronların aktivitesinin endojen bir modülatörüdür, eksikliği halinde depresyon gibi rahatsızlıklar da ortaya çıkabilir. Öncelikli olarak etlerde, yumurtada, balıkta, sütte ve türevlerinde, tahıllarda bulunur. Antioksidan fonksiyonu da vardır. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

Demir: Belki de en fazla bilinen mikro besindir, zira kandaki alyuvarların oluşum döngüsünde yer alır. Demir eksikliğine genel olarak kanda alyuvarların veya hemoglobinin ya da her ikisinin sayıca oldukça düşük olduğu kansızlık (anemi) eşlik eder. Aslında çok farklı anemi türleri vardır ve dolayısıyla çok sayıda nedene bağlı olabilir. Organizmamız besinlerden elde edilen demirin %10 ila 15’ini emilim yoluyla alabilir. Demir açısından en zengin gıdalar kırmızı etler, yumurta sarısı, bakliyat, yeşil yapraklı bitkiler, havuç ve meyvelerdir. Direnç kapasitesi ve fiziksel performans üzerinde önemli etkileri vardır. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – ” Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

Eleuterokok: Sibirya ginsengi olarak da bilinen eleuterokok geleneksel olarak “adaptojen” olduğu düşünülen bir bitkidir, zira ruhsal ve fiziksel strese karşı direnci artırır, iklimsel ve mevsimsel değişiklikler sırasında insanların bireysel kapasitelerinde yükselme sağlar. Bu bitkinin eleuterosit, kumarin, esansiyel yağ, polifenol ve fitosterol içeren köksapları ve kökleri kullanılır. Ayrıca bağışıklık sistemini uyarıcı ve güçlendirici etkisi de vardır. Kullanımı, ruhsal ve fiziksel stres, yorgunluk, halsizlik, nekahet dönemi gibi koşulların yanı sıra, daha fazla dikkat ve konsantrasyon gerektiren diğer bütün hallerde tavsiye edilir. Kaynak: “Sağlık için 100 ot” yazarı: Fabio Firenzuoli

Fosfoserin: Fosfatidilserin metobolizması içinde yer alır. Bu madde hücre zarlarını oluşturan önemli unsurlardan biridir ve özellikle sinir hücrelerinde yoğunlaşarak bu hücrelerin bazı fonksiyonlarını düzenler. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina 

Glutamin: Glutamin esansiyel olmayan aminoasitlerden biridir ve arginin, prolin ve ornitin adlı aminoasitlerle birlikte kas dokusu içinde oluşur. Serumda ve serebrospinal sıvıda ağırlıklı olarak bulunan aminoasittir ve hematoensefalik bariyeri kolayca aşıp beyine girebilen tek aminoasit budur. Beyinde, merkezi sinir sistemini uyaran bir nörotransmitter olan glutamata dönüştürülür. Bu aminoasit kısa ve uzun süreli hafızanın zihinsel ve düşünsel fonksiyonlarının daha verimli olmasına katkı sağlar. Ayrıca, lenfositler ve makrofajlar için ana enerji kaynağı olduğundan, bağışıklık savunma sistemini de güçlendirir. Kaynak: “Orto-moleküler tıp. Kişiye özel bir tedavi” yazarı: Adolfo Panfili

İyot: İnsan organizması 10-20 mg iyot içerir ve bunun %70-80 kadarı tiroit bezinde triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları olarak bulunur. Dolayısıyla iyodun biyolojik fonksiyonları bu hormonların fonksiyonları ile aynıdır ve şunlardır: Termogenez: glusitlerin, proteinlerin ve lipitlerin metabolizmasına müdahale eder ve merkezi sinir sistemi üzerinde önemli bir rolü vardır. İyot eksikliğinin başlıca belirtileri tiroit bezinin gereken şekilde çalışmaması sonucu sinir sisteminin olumsuz performansı ve buna bağlı konsantre olma zorluğu şeklinde ortaya çıkar. Kaynak: “Mineraller” Ariete Salute libri

Kreatin: Ette, sütte ve balıkta bulunur, sadece kaslarda konsantre olur. Günlük kreatin ihtiyacı 2 gramdır ve organizmamız bunu besinlerden (sığır, domuz, ringa balığı, somon, mezgit, insan ve inek sütünden) ve endojen sentezinden karşılar. Düşük enerji talebinden yüksek enerji talebine geçildiğinde çok hızlı bir enerji mekanizması içine girer ve hücreler tarafından kullanılır. Buna tipik bir örnek spor faaliyetleridir. Etkileri: enerji metabolizması; kaslardaki enerji rezervi; özellikle de sık sık tekrarlandıklarında sınırlı süreler içinde çok fazla güç sarf edilmesini gerektiren ve sportif faaliyetler. Hamilelikte ve çocuklarda kullanılmaz, hekime danışmadan uzun süreli kullanılması da uygun değildir. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina 

Kafein: Toplumda “uyarıcı” olarak bilinen kafein özellikle bilişsel işlevlerin ve genel fiziksel performansın yükseltilmesinde kullanılır. Yağda çözünen bir moleküldür: 1, 3, 7-trimetilksantin adıyla da bilinir ve bazı besin kaynaklarında doğal şekilde ya da eklenmiş olarak bulunur. Bu maddenin bilişsel kapasiteyi arttıran, insanı uyanık halde tutan, dikkatini yoğunlaştıran, zihinsel olarak dinç tutan, hafızayı ve konsantrasyonu kısa süreli canlandıran özellikleri bir çok çalışmada kanıtlanmıştır. İnsanın ruh halini düzelttiği ve kendine güven kazandırdığı da bilinmektedir. Nörolojik-kimyasal düzeyde etki eden bu fonksiyonlarına katekolamin ve Beta-endorfin gibi nöro-iletkenlerin salınımında görülen artış aracılık etmektedir. Kafein kasların büzülüp kasılması üzerinde de uyarıcı etki doğurur ve damarlardaki kan basıncını (tansiyonu) yükseltir. Kafeinin ölçülü tüketimi sağlıklı ve kontrendike olmayan insanların kas-sinir sistemi proseslerinde, metabolizma aktivitelerinde ve bilişsel kapasitelerinde kontrollü, geri dönüşlü ve pozitif bir uyarılma meydana getirir ve bunun organizma üzerinde istenmeyen etkileri olmaz. Kaynak: Rucci S. et al. SIMG dergisi, n°5 – Ekim 2011

L-Arginin: İnsan vücudu için çok önemli maddelerden biridir, çünkü azotu organizmaya ulaştıran en önemli taşıyıcılardan biridir. Besinsel ve metabolik açıdan çok önemli bir görevi vardır. Arginin, kan damarları cidarlarına olumlu etki ederek kalp-damar sisteminin düzenlenmesine katkı sağlar. İnce bağırsakta doğal yoldan sentezlenir ve iskelet kasları üzerinde de önemli rol oynar. Aminoasitler kategorisine dahildir. Etkileri: Organizmanın doğal savunma sistemlerine ve azot monoksit üretimine yardımcı olur. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

Melatonin: Melatonin epifiz bezi tarafından üretilen ve salgılanan serotonin hormonunun türevi olan bir hormondur. Önce yaşlanma geciktirici, sonra tümör önleyici hormon olarak görülmüş, ama bilimsel olarak belgelenen işlevi sirkadyen ve ultra- sirkadyen ritimleri düzenleyici ve uykuyu normalleştirici olarak belirlenmiştir (dolayısıyla jet-lag etkisini önleyici olarak da kullanılmaktadır). Hormonlar kategorisine dahildir. Etkileri: Uyku-uyanma düzenini sağlayıcı. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

Magnezyum: Hayvanların ve bitkilerin yaşamı için vazgeçilmez bir öğedir. İnsan organizmasında miktar olarak sadece kalsiyumun altındadır ve kemiklerin %60’ında iskelet sisteminin gelişmesinin ve mineralleşmenin başta gelen bileşeni olarak bulunur. Sinirlerin ve kasların çalışması açısından da büyük önem taşır. İnsan organizmasında yeterli miktarda bulunmazsa kaslarda zayıflık ve güçsüzlük, kalp fonksiyonlarında düzensizlik gibi sorunlara yol açmaktan başka, normal psikolojik fonksiyonları da olumsuz etkiler (depresyon, psikoz, irritabilite, konfüzyon). Aşırı miktarda bulunması ise ishale neden olur. Baklagillerde, tam tahıllarda, kuruyemişlerde, yeşil yapraklı bitkilerde ve muzda bulunur. Magnezyum yorgunluk ve halsizliğin azalmasına, normal enerji metabolizmasına ve elektroliz dengesinin sağlanmasına katkı verir. ATP kofaktörüdür. Kaynak: Sağlık Bakanlığı; Sağlık Üst Kurulu; Giuseppe Fatati, Claudio Ferri, Andrea Poli – “Antiastenik enerji verici takviyelerin rolü” – Pacini Editore Medicina

Potasyum: Potasyum, kalsiyum ve fosfordan sonra en önemli mineraldir. Nitekim organizmanın mineral içeriğinin %5’ini temsil eder. Potasyum sinir sinyallerinin iletilmesine, kan basıncının (tansiyonun) düzenlenmesine, kas kasılma sürecine katkı verdiği gibi, dokulardaki su dengesinde de önemli bir rol oynar. Bütün gıdalarda bulunur, ama konserve edilmemiş taze besinlerde (mercimek, kayısı, patates, çay, kahve) daha çoktur. Potasyum eksikliği yüksek ısılara uzun süre maruz kalındığında, özellikle yaz aylarında ortaya çıkabilir. Karakteristik belirtileri şunlardır: Sinirsel rahatsızlıklar, güçsüzlük, uykusuzluk, reflekslerde zayıflık ve kabızlık Kaynak: “Mineraller” – Ariete Salute libri

Sosyal Medya

İletişim

Adres: Maslak Ofis Binası (MOB) Maslak Mahallesi,
Sümer Sokak, No: 4, Kat: 7-8 Sarıyer 34485 İstanbul
T: +90 212 467 11 11 F: +90 212 467 12 12